HAKAN's profile>..KH@NİZM..<PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Yüzümün aynadaki boşluğu

     

    yüzümün aynadaki boşluğu

    Uçurum dibinde nasıl göründüğümü
    Merak ederim hep.
    Yüzümün aynadaki boşluğuna hep bakmak isterdim.
    İnançlarımın kırık döküldüğü yeri anlamak için
    kalabalıklar içindeki yalnızlığıma dokunmak isterdim...
    Aşktı adın uçurumda, yanı başımda
    aynadaki suretimdi yüzüm,
    aykırı kanardı bana.
    İnançlarımın çoğu yalanmış
    alay ederdi benimle.
    Çok geç anladım, kalabalıklar arasındaki
    senmişsin dokunamadığım...
    Yalnızlığım diye küçümsediğim senin sevginmiş,
    Geceleri ansızın uyanıp
    incitilip durduğum senin yokluğunmuş...
    Onca sevişmeden sonra değişememişsem,
    sihirli bir aydınlıkta,
    içimde bir yer sonsuz hasret kaldığı içinmiş...
    İşte onca yalan geçen hayatımda
    buymuş tek gerçeğim...

    cezmi ersöz

    @şkın sözleri

     

    @şkın sözleri

    “Uzun zaman önce dünya yaratılmadan insanlar dünyaya ayak basmadan önce iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış: “Neden saklambaç oynamıyoruz?” Ve hepsi bu fikri beğenmiş ve hemen çılgın çılgınlık bağırmış: “Ben ebe olmak ve saymak istiyorum Ben ebe olmak istiyorum!” ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış 1 2 3….

    Ve Çılgınlık saydıkça iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.
    Şefkat Ay’ın boynuzuna asılmış; İhanet çöp yığının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına
    saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.
    Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş 79 80 81 82…..

    Aşkın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış Aşk kararsız
    olduğu gibi nereye saklanacağını da bilmiyormuş… Bu bizi şaşırtmamalı
    çünkü hepimiz Aşkı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. Ve Çılgınlık 95 96 97… ye gelmiş ve 100′e vardığı anda Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.
    Ve Çılgınlık bağırmış “Sağım solum sobedir geliyorum!” ve arkasını döndüğünde ilk önce Tembelliği görmüş o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkati ayın boynuzunda görmüş ve İhaneti çöplerin arasında Sevgiyi bulutların arasında Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde hepsini birer birer bulmuş sadece biri hariç.
    Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış en son saklı kişiyi bulamamış derken Haset bulunamadığı için haset duyarak Çılgınlığın kulağına fısıldamış: “Aşkı bulamıyorsun O güllerin arasında saklanıyor.”
     Çılgınlık çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış saplamış saplamış ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından iki sicim gibi kan akıyormuş gözlerinden. Çılgınlık Aşkı bulmak için heyecandan Aşkın gözlerini
    çatal sopa ile kör etmiş. “Ne yaptım ben? Ne yaptım ben?” diye bağırmış. “Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?”
    Ve Aşk cevap vermiş “Gözlerimi geri veremezsin.
    Ama benim için bir şey
    yapmak istersen benim kılavuzum olabilirsin.”
    Ve o günden beri Aşkın gözü kördür ve her zaman Çılgınlık kılavuzudur..

     

    Hangi zamanda olursa olsun
    Bir martı olsaydım ben gökyüzünde…
    Küçüklerin sapanlarından çıkan taşlar
    Yetmezdi kanatlarımı kırmaya…


    En son kanadımı kıran senden sonra…
    Başının öne eğip durması da işe yaramıyor artık
    Geçti anılarından kalma çizikler…
    Günlerce ağladığım senden geriye


    Adın kaldı aklımda
    Beş harfli ilk harfi büyük
    Gözlerin...
    Kokun… Soluğun…

    körü körüne yaşamak..

    körü körüne yaşamak

    Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    "O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
    Demeyeceksin işte.
    Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
    Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
    Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    Paldır küldür yürüyebileceksin.
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi, ayı, yıldızları...
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    "O benim" diyeceksin.
    Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
    Mesela gökkuşağı senin olacak.
    İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
    Mesela turuncuya, ya da pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden,
    Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...CAN YÜCEL...

    Benim suçum yok

     

                        benim suçum yok!  

             bir çocuktan bir çocuğa geçen  

              su çiçeği gibi bulaştın bana!  

     

     

    kalbimi kucağıma aldım,  

      kalbim, kapanmayan bir ahşap çekmece sanki  

       yarısı içerde, yarısı dışarda

     

              boşlukta asılı kaldı dudaklarına!  

                bir marangoz ustasıydım adeta  

                   bir ayağı mutlaka kısa masa yapan!

     

         bir elimde çekiç, bir elimde çivi  

           kendimi bir resim gibi çakacağım insanı aradım yıllarca!  

     

                  kim bilir, belki de    

       denize indirilen gemiye çarpacak şampanya şişesiydim hayatında!  

        gemi indirildi, şampanya şişesi çarptı  

        sadece gözyaşlarının köpükleri bulaştı ağır ağır dalgalara! 

     

    İLETİŞİM SORUNLARIMIZ

      BİREYLERİN İLETİŞİM SORUNLARI VE İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ 
    Adsız Fotoğraf            Adsız Fotoğraf  
    YRD. DOÇ. DR. ERDOĞAN BOZKURT*
     
     
    “Tüm yaşam, bir iletişim - etkileşim olayıdır.” Özcan KÖKNEL

    İletişim, bireyin birtakım semboller kullanarak karşısındakini etkileme süreci olarak tanımlanabilir (1). Ailede, okulda ve iş yaşamındaki iletişim sorunlarına, ülkemizde son yıllarda yapılan araştırmalarda sıkça karşılaşılmaktadır. Baymur ve Yeşilyaprak’ın, yaptıkları araştırmalarda lise ve üniversite öğrencilerinin iletişim yeterlikleriyle ilgili sorunların fazla olduğu görülmektedir. Bu sorunlardan bazıları; topluluk içinde konuşamamak, karşı cinsle arkadaşlık etmekten çekinmek, ana-baba ile sorunlarını tartışamamak... gibi. Voltanda, yaptığı gözlemler sonucunda lise öğrencilerinde aynı sorunların bulunduğunu belirtmektedir (2, 3).

    Mooney’in üniversite öğrencileri üzerindeki çalışmasında, öğrencilerin çok problemli olduğu alanlardan az problemli olduğu alana doğru şöyle bir sıralama yapılmıştır (4): Birinci sırada üniversite ile ilgili problemler, ikinci sırada başkaları ile iletişim kurmaya ait sorunlar, üçüncü sırada gelecekle ilgili sorunlar yer almıştır.

    Çulha ve Dereli’ninyaptığı araştırmada, iletişim sorunlarının ülkemizde artma eğilimi gösterdiği vurgulanmaktadır. İletişim sorunları olarak; duygu ve düşüncelerini açıkça söyleyememek, rahat konuşamamak, yaş ve sosyal statü olarak daha büyüklerle rahat konuşamamak, bir arkadaş grubuna girememek, karşıt cinsle arkadaş olamamak belirtilmektedir(5).

    İletişim Becerisi Yetersizliğinin Bazı Nedenleri

    Çeşitli toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da iletişim becerileri yetersiz bireyler bulunmaktadır. İnsanların bir grubu aşırı derecede çekingen, bir kısmı ise fazlaca saldırgandır. Çekingenlik ve saldırganlık özelliklerinin tam ortasında ise sağlıklı iletişimi anlatan, atılganlık iletişim özelliği bulunmaktadır.Atılganlık kişilik özelliği ise “başkalarını küçük görmeden, onların haklarını yadsımadan kişinin kendi haklarını koruyabilme yolu olarak geliştirilen bir çeşit bireyler arası ilişkiler biçimi” olarak tanımlanır (6). Ülkemizde iletişim yetersizliğinin ya da atılganlık düzeyinin düşüklüğü ile ilgili çeşitli araştırmalar yapılmıştır.

    Oskay (1981) ve Köknel’in (1986) çalışmalarında; çocuk eğitiminde ailenin ve çevrenin çocuğun yaşına ve gelişim çağına uygun olmayan beklentilerinin olması, ailenin bu beklentilerinin gerçekleşmesi için aşırı baskı ve dayağa varan ceza ve şiddet yöntemlerine sıklıkla başvurması, yetişkinler arasındaki iletişim bozukluğunun temel nedenlerinden birisi olarak açıklanmaktadır(7, 8).

    Toplumumuzdaki iletişim sorunlarından bir bölümü de kuşak çatışması ve kuşaklar arası anlayış farkının büyük boyutlara ulaşmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizdeki genç kuşak, düşüncelerine saygı duyulmasını, düşüncelerini anlatma, tartışma fırsatının kendilerine tanınmasını, toplumun kültür faaliyetlerine katılabilmeyi, sorunlarıyla ilgilenmeyi, toplumdan soyutlanmamayı, kendi toplumuna yabancılaşmamayı ve sorunlarına sahip çıkmayı istemektedirler (9).

    Köknel(1986), kuşak çatışmasının temel nedenini genç ve yetişkin kuşak arasındaki, karşılıklı olarak gönderilen iletilerin çözülüp anlaşılamamasından yani iletişim kopukluğundan kaynaklandığını vurgulamaktadır. Köknel, ailenin ve çevrenin gençle kurup sürdürdüğü iletişimde ve verilen iletilerde çelişmelerin olduğunu ortaya koyarak bunu şöyle açıklamaktadır. Aile bu yandan gence, “büyüdüğünü”, “kendi başına karar vermesinin, sorumluluk yüklenmesinin gerekli olduğunu” anlatır, öte yandan“aklın ermez”, “sen daha çocuksun” denilerek tüm davranışları kısıtlanır. Bu çelişkiler gence de yansımakta ve onda da çelişkiler oluşturmaktadır.Genç istediği zaman kendini “koca adam” olarak görmekte, bütün sorunlarını çözecek güçte olduğunu sanmaktadır.İstemediği durumlarda “ben daha çocuğum” aklım ermez düşüncesinden hareketle sorumluluktan kaçmaktadır (10).

    Kasatura’ya (1991) göre; iki insanın birbirini anlamasını engelleyen en önemli etkenlerden biri de, savunucu iletişimdir.Bu süreç bireyin, benlik bilincini koruma ihtiyacından çıkmıştır.Bireyin kendini savunma özelliği arttıkça iletişimdeki verimin düştüğünü, savunma azaldıkça iletinin anlamına ve yapısına daha çok dikkat edildiği gözlenmiştir.

    Birbirinden çekinen ve aralarında olumsuz bir değerlendirme bulunan bireylerin etkili iletişim kurabilmeleri için öncelikle güven ortamının oluşturulmasının gerekli olduğu ifade edilmiştir. Çevresindeki insanlarla başarılı iletişim kuran yetişkinlerin kişilik özelliği incelendiğinde, kendilerine güven duyan, duygusal ve düşünsel yönden olgunlaşmış kişiler olduğu gözlenmiştir. Bu kişilerin bebekliklerinden itibaren güven ve sevgi dolu bir ortamda yaşadıkları görülmüştür. Ayrıca başarılı bir iletişimde duygudaşlık, saydamlık ve etkin dinleme özelliklerinin bulunması gerektiği söylenmektedir. Duygudaşlık (empati), karşısındaki insanın duygularını anlama yeteneği; Saydamlık, bir insanın rol yapmaması, içi ile dışının bir olması; etkin dinleme ise, karşısındaki bireyin söylediklerini de çözerek, onun dünyasına girilebildiğini ve anlaşıldığının karşıya iletilmesini anlatır(11).

    Tuncer (1979), ana-baba tutumlarıyla, aile yapılarının çocuğun kişilik özellikleri geliştirmelerine etkisini incelediği çalışmasında, farklı kültürel ögelerin egemen olduğu farklı toplumlarda aile yapıları ve benimsenmiş eğitim yöntemlerindeki farklılıkların, toplumdan topluma değişen özgün kişilik çizgilerinin ortaya çıktığını açıklamaktadır.

    Ülkemizin de içinde bulunduğu Doğulu ülkelerde, girişken olmayan, geleneklere bağlı, kararsız ve aile bağları güçlü, sınırlı davranışları etkin olan bireyler yetişirken; Amerika ve Batılı ülkelerde özgürlüğüne düşkün, para ve başarıya önem veren, gelenek ve soyluluğa bağlı olmayan, davranışlarını belli kurallara göre düzenlemeyen, aile bağları zayıf bireylerin toplumda genellikle çoğunlukta olduğu belirtilmektedir (12).

    Geleneksel Türk eğitiminde; ailede çocuğun korunduğunu, gözetildiğini, girişkenlik ve merakın desteklenmediğini, çocuğun içinden geçenleri açıkça söylemesinin engellendiği vurgulanarak; okul ortamında çocuğun sıkı bir denetime sokulduğu, öğretmenin otoritesini benimseyen, kurallara uyan çocukların ödüllendirildiği çok sayıdaki araştırmaların ortak bulgularıdır(13). Tuncer, ülkemizdeki çocuk yetiştirme yöntemindeki önemli sorunun, bireyler arası ilişkileri bozmadan, aile bağlarını gevşetmeden; bağımsız, kararlı ve girişken bireyler yetiştirmek olduğunu belirtmektedir.

    İletişim Becerilerinin Geliştirilmesi

    Daha sonra yapılacak olan davranışın önceden denenmesi ya da prova edilmesi yöntemini geliştiren Friedman, Wolpe, Lazarus, Liberman, Baker, Fiedler ve Beach (1966, 1978) gibi araştırmacılar atılganlık eğitimi yöntemini geliştirmişlerdir. Bu yöntem danışanın o davranışı kaygılanmadan yapabilmesini, uygulama sırasında kendine güveninin artacağını, danışanın durumunun kötüye gitmeyeceğini öğrenmesini sağlar.Bu tür atılganlıkeğitimiyle, çok çekingen ve saldırgan davranışları yüzünden bireyler arası iletişim sorunları bulunan kişilere yardım edilebileceği söylenmiştir (14).

    Morgan ve Leung (1979), kendilerini yetersiz olarak kabul eden fiziksel özürlü üniversite öğrencileri üzerinde atılganlık eğitiminin etkilerini incelemişlerdir.18-40 yaşları arasında 9 bayan 5 erkek olmak üzere 14 denek üzerinde çalışılmıştır. Deneysel araştırmada ön-test, son-test kontrol grup modelinden yararlanılmıştır.

    Atılganlık eğitimi gören ve görmeyen denekler karşılaştırıldığında sosyal etkileşim becerileri, benlik ve benlik saygısı düzeyi ile kendilerini yetersiz olarak kabul eden atılganlık eğitimi verilen bireylerin sayıca arttığı denencelerin analizinden anlaşılmıştır. Çalışmada fiziksel özürlü üniversite öğrencilerinin yeteneksizliğinin kabulünün gelişiminde atılganlık eğitiminin etkili olabileceğini ortaya koymuştur (15).

    Voltan (1980), üniversite öğrencilerinin atılganlık kişilik özelliği düzeyinin yükseltilip yükseltilemeyeceğini incelemek amacıyla deneysel bir çalışma yapmıştır. Atılganlık kişilik özelliğini, bireyin kaygı dışındaki olumlu ve olumsuz duygularını, birey ya da bireylere en etkili şekilde iletebilme, karşısındaki kişinin hakkına saygı göstererek kendi hakkını koruyabilme nitelikleri olarak tanımlanmıştır(16). Bu nedenle atılgan bireyin kurduğu iletişimin sonucunda daha sağlıklı bir uyum içerisinde olacağı söylenebilir.

    Voltan, sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerden ve kırsal kesimden gelen 17-19 yaşları arasındaki gönüllü 60 öğrenci üzerinde atılganlık eğitimi programı uygulamıştır. Atılganlık eğitimi sonunda deney grubundaki öğrencilerin Rathus Atılganlık Envanterinden aldıkları puanların ortalaması kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır(17).

    Akkök (1996), ilköğretim öğrencilerinin ev ortamından çıkıp, okul ortamına girdiklerinde onlardan yeni davranış biçimleri geliştirmeleri beklenildiğini belirterek, bunun sonunda çocukların; kendilerine güvenleri olan, kendilerini düzgün ve güzel ifade edebilen ve kişiler arası ilişkilerde başarılı bireyler olarak gelişmelerinin, sağlanabileceğini açıklamıştır. İlköğretim öğrencilerine kazandırılacak beceriler aşağıdaki gibi gruplanmıştır. İlk kazandırılacak beceriler; dinleme, konuşmayı başlatma, konuşmayı sürdürme, soru sorma, teşekkür etme, kendini tanıtma, başkalarını tanıtma, iltifat etme, yardım isteme, bir gruba katılma, yönerge verme, yönergelere uyma, özür dileme ve ikna etmedir.

    Grupla bir iş yürütme becerileri arasında başkalarının görüşlerini anlamaya çalışma; duygulara yönelik beceriler grubunda ise kendi duygularını anlama, duygularını ifade etme, başkalarının duygularını anlama, karşı tarafın kızgınlığı ile başa çıkma, sevgiyi-iyi duyguları-ifade etme, korku ile başa çıkma ve kendini ödüllendirme iletişim yeterlikleri arasında sayılabilir. Saldırgan davranışlar ile başa çıkmaya yönelik beceriler; arasında ise izin isteme, paylaşma, başkalarına yardım etme, uzlaşma, kızgınlığı kontrol etme, hakkını koruma ve savunma, alay etmeyle başa çıkma, kavgadan uzak durma, yer almıştır.Stres durumlarıyla başa çıkmayla ilgili beceriler arasında ise; başarısız olunan bir durumla başa çıkma, grup baskısıyla başa çıkma, utanılan bir durumla başa çıkma, yanlız bırakılma ile başa çıkma sayılabilir (18).

    Görüldüğü gibi, ilköğretim öğrencilerine kazandırılacak becerilerin büyük bölümünü iletişim becerileri oluşturmaktadır.

    Ayrıca bu çalışmada her becerinin nasıl kazandırılacağı ile ilgili çok sayıda etkinlik bulunmaktadır.

    Baltaş ve Baltaş(1997), daha iyi insan ilişkileri ve daha iyi iletişim kurabilmek için bedenin iyi kullanılmasının yanında, bireyin“duygusal olgunluğa” ulaşmasının gereğini açıklamaktadırlar. Duygusal olgunluk, bireyin kendi duygularını anlaması ve yaşam düzeyini yükseltebilecek yönde düzenlemesi, başkalarının duyguları için empati göstermesi biçiminde tanımlanmıştır. Coleman; duygusal olgunluk kavramı yerine, kendinin farkında olma (self awareness) ve ertelenmiş haz (delayed gratification) kavramlarını kullanmıştır. Bu iki kavramın oluşturduğu beceriye bireyin sahip oluş derecesine göre, hayattaki başarısının artacağı belirtilerek; bu özelliğe “duygusal akıl” adı verilmiştir. Daha sonra bu kavram “duygusal zekâ” olarak ifade edilmiştir. Bu kavram bireyin kendi duygularının farkında olması biçiminde tanımlanmıştır(19).

    Sorias (1986), toplumsal ruh sağlığının hedefi olarak, bireyin temel ihtiyaçlarını karşılayan ve yaşamını sürdürmesini sağlayan sosyal ilişkilerin güçlendirilmesini belirtmektedir. Ruh sağlığı üzerinde son yıllarda yapılan çalışmaların girişkenlik(atılganlık) düzeyinin yüksekliğinin ruh sağlığını korumaya yarayan destek sistemi olarak görev yaptığı, stres durumlarında fiziksel ve ruhsal çözüntüyü azaltabileceği ifade edilmiştir.

    Sorias; Brady, Eisler,Miller ve Person’dan da yararlanarak bireyler arası doyum verici iletişim biçimi olan anlatımcılık (expresiveness) ile atılganlığı içine alan sosyal becerinin yararlarını bireyin olumsuz ya da olumlu duygularını ilişki içinde olduğu birey ya da bireylere anlatabilmesini, kendi haklarını savunabilmesini, kendisine ters gelen istekleri geri çevirebilmesini, gerektiğinde başkalarından yardım isteyebilmesinin kolaylaştırılması şeklinde özetlemiştir.

    Davranış modifikasyonu ilkelerine dayanan sosyal beceri ya da girişkenlik eğitiminin psikiyatrik bozukluğu olmayan bireylerin diğer insanlarla ilişkilerinin daha doyum verici olmasını sağlamak, karşılarına çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirmek, depresyon, mental gerilik, şizofreni ve kişilik bozuklukları tedavisinde yararlı olabilecek bir yöntem olarak gösterilmiştir (20).

    Tartışma ve Yorum

    Geleneksel tarım kültüründen, modern sanayi toplumunun kültürüne geçişin sancılarının yaşandığı ülkemizde yeterli iletişim becerilerine sahip bireylerin yetiştirilmesi toplum ve birey açısından istenen ve beklenen bir olgudur.

    Toplumumuzun sahip olduğu geleneksel kültürel ögeler, otoriter ana-baba tutumu, baskıcı çocuk yetiştirme yöntemleri, hızlı sosyal ve kültürel değişme gibi nedenlerin bireyler arası iletişimde çeşitli sorunlar çıkardığı söylenebilir. Bu sorunlar ise bireyin uyumunu olumsuz yönde etkilemektedir. Geleneksel Türk eğitiminde; ailede çocuğun korunduğunu, gözetildiğini, girişkenlik ve merakın desteklenmediğini, çocuğun içinden geçenleri açıkça söylemesinin engellendiği vurgulanarak; okul ortamında çocuğun sıkı bir denetime sokulduğu, öğretmenin otoritesini benimseyen, kurallara uyan çocukların ödüllendirildiği çeşitli araştırmaların ortak bulgularıdır. Ayrıca iletişim sorunları olan bireylere yardım edebilmek için psikologlar değişik terapi teknikleri geliştirmişlerdir.

    İNTERNET TESTLERİ NE KADAR GÜVENLİ

    Adsız Fotoğraf

    PSİKOLOJİK TESTLER

    İnsanlar kendilerini en iyi tanırlar veya tanımak isterler, başkaları tarafından kendilerine empoze edilmeye çalışılan veya sınav heyecanı içinde başarmak veya başaramamak şeklinde verilen testlerden hoşlanmazlar.

    Diğer taraftan internette çok ciddi psikolojik konularda otomatik yapılan, cevapların ve sonuçların nasıl ortaya çıktığı açıklanmayan , daha önce kimler üzerinde denediği bilinmeyen veya herhangi bir bilimsel dayanağı olmayan testler ahlak veya iş etiği açısından tamamen yanlıştır. Bu tip testler insanları istemeden de olsa kendileri hakkında yanlış varsayım ve kanılara götürmekte amaçlarının aksine hareket etmektedirler.

    Sitemiz www.E-Terapi.Net ‘te verilmekte olan testler ya bilimsel ciddiyetleri kanıtlanmış kurum ve kuruluşlar tarafından üretilmiş ve denemiş veya sadece eğlence amacına yönelik tasarlanmış formattadırlar. Tüm testler, konularıyla ilgili 1500 deneğin oluşturdukları çan eğrisi dağılımı üzerine inşaa edilmiş bir skalayı takip etmektedirler. Testleri yaparken ücret ödediğinizi dolayısı ile testlerin bir anlam taşıması için sizin samimiyetinize gereksinim duyulduğunu unutmayınız. Testlerimizden yararlanmak için Ana Sayfamızdan üyemiz olunuz ve Soru Formumuzu doldurarak istediğiniz testlerin isimleri veya numaralarını bize gönderiniz. İlk test değerlendirmesinin ücretsiz olduğu bu hizmetimizde ilgili testler tarafınıza göderilecek ve sizin yanıtlarınızın tarafımıza yollanması istenecektir. Test sonuçlarınız New York ofisimizde değerlendirildikten sonra sonuçlar üyelik formunuzda verdiğiniz email adresinize gönderilecektir. İlk test sonuçlarını takiben alacağınız testlerde 5 test için TL 15 milyon , 10 test değerlendirmesi için ise TL 20 milyon ödemeniz gerekmektedir.

    Unutmayınız ki bu testler sadece size kendiniz hakkında daha fazla bilgi sahibi olma ve eğlenmeniz için sunulmaktadır ve tıbbi bir h hüviyet taşımamaktadırlar. Türkiye ‘nin en büyük kişisel test sitesi olmayı amaçlayan www.E-Terapi.Net aşağıdaki ana başlıklarda çok çeşitli ve eğlenceli testleri kullanımınıza sunmaktadır:

    1- Kariyer ve iş dünyası ile ilgili testler
    2- Kişilik ve karakter ile ilgili testler
    3- Aşk ve seks dünyanız ile ilgili testler
    4- Tamamen eğlencelik ve popüler testler 


                                                                PSİKOLOJİK TESTLER...

    HAYATIN ÇIĞLIKLARI

     
             HAYATIN ÇIĞLIKLARI                 

    Adsız Fotoğraf                                                Adsız Fotoğraf

    nedir ki hayat
    koskocabir kayıptan başka
     
    siz hep hayata yaklaşmaya çalıştıkça
    kaçmıyormu uzaklara.
     
    hep bakıp kalmıyor muyuz ardından
    kayıp gidiyor her defasında avuçlarımızdan.
     
    sadece akışını seyretmekle yetinebiliyoruz çok zaman.
    gücümüz yetmiyor 'dur' demeye
    onun önüne geçebilmeye.
     


    Bir sarsıntıyla yıkılıyor üzerime hayat

    En virane yalnızlığın içinde buluyorum kendimi

     

    Sanki herkes bir yanında hayatın

    Ben başka bir yanındayım

     

    Kimse değil farkımda

    Benimse yok gücüm farkedilmeye

    Yalnızlığın penceresinde sığınıyorum hayallere

     

    Zavallılık değil mi hayallerden medet ummak

    Hemde yalnızca hayal olarak kalacağını bilerek

     

    Korkutuyor beni gökyüzü

    Korkutuyor deniz

     

    Sonunu göremediğim herşeyden korkuyorum artık

    Bulutlar süzülüp gidiyor gökyüzünden

    Şekilden sekile girerek

    Oysa benim gidecek bir yerim bile yok

     

    Yağlı boya bir tablo gibi hayat

    Çizmeye çalıştıkça hayatınızı

    Renkler bazen birbirine

    Bezen üzerinize bulaşıyor

     

    Bulaşan renkleri ayırmakta

    Giysinizden temizlemekte ne kadarda zor

     

    Hayatta yaşanan anların unutulması zor

    Resim bittiğinde hayatta bitiyor.

    Hayatta herkes kendi tablosunu boyuyor

    peki ya renkleri kim seçiyor ?

     

    Şu an gökyüzünde gözlerim

    Tıkış tıkış bir balkon köşesine sinmiş

    Bulutların gidişini izliyorum

     

    Bulutlar gibi hiç durmadan ilerliyoruz yaşamda

    hangi günümüz, hangi anımız gerçekten yaşanmaya değer

     

    Ne kadar çabalıyoruz mutluluk için.

    Sadece bakmakla yetiniyoruz hayatın akışına

     

    Geride kalan yıllara baktığımda

    Yok elimde hiç bir şey...

     

    Hayatta bu kadar  basit mi  yani ?

     

    alıntı.....

    ISPARTADA TURİZM

    a) Dağ Turizmi: Yörenin dağlık bir yapıya sahip olması diğer turizm çeşitleri kadar dağ turizminin de tercih edilmesine neden olmaktadır. Yörede dağcılık sporuna gönül verenlerin değişik rota ve parkurlar kullanarak zirve yapabilecekleri Davras, Barla, Dedegül, Akdağ, Sarpdağı, Bozburun ve Eğirdir Sivrisi dağları bulunmaktadır. Bu yerler hakkında geniş bilgiler Spor Bölümünde ele alınmıştır.



    Isparta bölgesinde dağ ve doğa sporları konusunda faaliyet gösteren ETUDOSD Derneği bölge hakkında
    bilgi alınabilen bir sivil toplum örgütüdür.



    b) Yamaç Paraşütçülüğü: Isparta’da Single ve Tandem uçuşları şeklinde yamaç paraşütçülüğünün yapıldığı elverişli alanlar bulunmaktadır. Bu maksatla çevre illerden Isparta’nın değişik yerlerine gelen hava sporcuları her geçen gün artmaktadır. Yamaç paraşütçülüğünün yapıldığı yer ve alanlar hakkında bilgiler Spor Bölümünde verilmiştir.

    c) Kış Turizmi: Davras Kış Sporları Turizm Merkezi dağcılık sporuna gönül verenlerin yeni gözde mekanıdır. Doğal dokunun yumuşaklığı ve mükemmel kar kalitesi ile amatör kayakçılara tehlikesiz rotalar, profesyonel kayakçılara ise gönüllerince kayabilecekleri 4 km.ye ulaşan benzersiz parkurlar sunmaktadır. Kayak merkezinde 300 m uzunluğunda mekanik 1 adet bayb-lift, saatte 1000 kişi taşıyabilen 1211 m. uzunluğundaki telesiyej ve 624 m. uzunluğunda T.bar ile Eğirdir Gölü’nün doyumsuz manzarasını izlemek mümkündür. 8 dakikada ulaşılan dağ evi kafeteryasında dinlendikten sonra, Kuzey Disiplini, Alp Diplisini, Tur kayağı, Snow Board, Dağcılık, Botanik Gözlemciliği ya da Trekking aktivitelerini yapma imkanı bulunmaktadır.





    Davras Kış Sporları Turizm Merkezi Isparta il merkezine 26 km., Antalya il merkezine, 154 km., Süleyman Demirel Hava Limanı'na ise 58 km. uzaklıkta olup, ulaşım problemi olmayan bir turizm yeridir. Gerek günübirlik turlar, gerekse uzun süreli tatilciler için konaklama tesisleri bulunmaktadır. Kayak merkezinde 50 yatak kapasiteli ve 150 kişilik lokantanın bulunduğu modern tesislerin yanı sıra il merkezi ve Eğirdir ilçesinde toplam 600 yatak kapasiteli otellerden faydalanmak da mümkündür.



    d) Mağara Turizmi: Orta Toroslar’ın batısında yer alan Isparta Bölgesi, mağara oluşumu bakımından ülkemizin en yoğun illeri arasında yer alır. Bu bölge jeolojik zamanlarda geçirmiş olduğu yer hareketleri sonucunda kıvrımlı ve kırıklı bir yapı kazanmıştır. Isparta yöresinde, geniş bir alanda yüzeyleyen Mezozoik yaşlı kireç taşları mağara gelişimine en uygun birimleri oluşturmaktadır.

    MTA Genel Müdürlüğü, Isparta il sınırları içinde 28 adet mağaranın etüdünü yapmıştır. Bunların içerisinde; Zindan Mağarası'nın mimari projesi çizilerek turizme açılmıştır. Ayrıca, 3 adet mağaranın da mimari projesi tamamlanmış olup, turizme açılması planlanmaktadır.

    1. Pınargözü Mağarası: Yenişarbademli ilçesine 8 km uzaklıkta, Çaydere ormanlarının içinde bulunan ve Jura-Kretase yaşlı kireç taşlarından oluşan bir fay üzerinde gelişmiş aktif bir mağaradır. İçerisinden debisi 7 lt/sn olan büyük bir kaynak çıkmaktadır. Ayrıca mağaranın içerisinde bir çok sifon ve büyük çağlayan vardır. Bu mağaranın 1995 yılına kadar yapılan uzun süreli araştırmalarla 16 km.lik bölümü ölçülmüş ancak sonuna kadar henüz ulaşılamamıştır. Belirlenen son nokta girişten +660 m. yukarıdadır. Bu yükseklik ülkemizde ölçülen en büyük yüksekliktir. Mağaranın içinde değişik büyüklükte gölcükler, şelaleler, damlataş havuzları ve her türden damlataş birikimleri geniş yer kaplamaktadırlar. Girişte ise saatte hızı 150-160 km. olan şiddetli bir rüzgar vardır. Pınargözü mağarasının uzunluğu, girişe göre yüksekliği, su sıcaklığı (3-4 0C) ve rüzgar hızı bakımından Türkiye'nin en büyük mağarasıdır. Turizm açısından Avrupa'nın en uzun mağarası olarak da kabul edilmektedir. Bu mağaranın etüdü yapıldığı takdirde ülke turizmine katkısı büyük olacaktır. Ayrıca Keldağ mevkiinde Güllü Mağarası da tespit edilmiştir.



    2. Zindan Mağarası: Aksu ilçesinin 2 km. kuzeydoğusunda, Aksu Çayı vadisinde yer almaktadır. Toplam uzunluğu 760 m.dir. 1968 yılında yapılan araştırmalara göre mağaranın uzunluğu 1150 m.dir. İçerisinde yaz-kış aylarında devamlı olarak akan küçük bir dere vardır. Bu dere Romalılar tarafından yapılan bir su kanalı ile derin olarak açılmış havuzlara boşalımı sağlanmıştır. Zindan Mağarası’nın en büyük özelliği tarihi dönemlerde kullanılmış olmasıdır. Mağaranın önünde Tanrı Eurymedon adına yapılan kutsal açık hava mabedinin kalıntıları görülmektedir. Geç Roma veya erken Bizans dönemlerinde buranın ağzı kapatılarak bir nevi sığınak ve ibadet yeri olarak kullanılmıştır. Ayrıca mağaranın giriş kısmında tabana döşenmiş mozaik bulunmaktadır. Mağaranın önündeki köprünün kilit taşı üzerine Tanrı Eurymedon'un kabartması işlenmiştir. Zindan Mağarası MTA Genel Müdürlüğü tarafından mimari projesi hazırlanarak turizme açılması sağlanmıştır. Halen mağarada kazı, mağara içi ve dışı çevre düzenlenmesi ve ışıklandırma çalışmaları devam etmektedir. Mağara doğal ve arkeolojik SİT alanı olarak tescil edilmiştir.





    3. Gümüş İni Mağarası: Aksu İlçesinin Yayla Deresi mevkiindedir. Uzunluğu 201 m.dir. Mağaranın içi damlataş oluşumları, düdenler ve küçük havuzlarla süslüdür. Kuru bir mağaradır. Evcil hayvanlar için iyi bir barınak olarak kullanılabilir. Bunun dışında gerektiğinde sığınak olarak da kullanmaya elverişlidir.

    4. Erenler Mağarası: Aksu ilçesi Havutlu Köyü Erenler Tepe'dedir. Uzunluğu 57 m.dir. Kuru bir mağaradır. İçerisinde bol damlataş oluşumların bulunması nedeniyle gelecekte turizme açılabilecek özelliktedir.

    5. Cıv Mağarası: Aksu ilçesinin doğusunda, Kızıldağın kuzeybatısında, Çayır Yaylası’nda bulunur. Düden konumunda gelişmiş dikey bir mağaradır. Basamaklar halinde -240 m.ye kadar derinliğe inilebilmekte olup, Isparta'nın en derin mağarasıdır. İçerisi her türden damlataşlar ile kaplı olan mağarada değişik büyüklükte gölcükler bulunmaktadır.

    6. Kuz Mağarası: Sütçüler ilçesi, Kesme Kasabası, Asar Tepe mevkiinde Köprüçay Kanyonu’nun aynasında bulunmaktadır. Kesme kasabasına 4 km. uzaklıktadır. Kretesa yaşlı kireçtaşları içerisindeki kırık üzerinde gelişmiştir. Toplam uzunluğu 224 m.dir. Mağaranın girişi Köprüçayı Kanyonu’nun 90 derece dik yamacındadır. Dar girişten sonra mağara ana galeriden oluşmaktadır. Her iki bölümde damlataş (sarkıt-dikit) oluşumları bakımından çok zengindir. Kuru bir mağaradır. Girişe göre derinliği -18 m. olan ve bütünüyle fosilleşen mağara Köprüçay’ın derine gömülmesi sonucu ortaya çıkmıştır. İçerisinde uzunlukları 15-20 m.yi bulan dev sarkıt ve dikitlerle kaplı olan Kuz Mağarası, bölgenin en güzel mağarasıdır. MTA Genel Müdürlüğü tarafından 1996 yılında mimari projesi çizilmiştir. Turizme açılma çalışmaları sürdürülmektedir. Ayrıca Kesme kasabası çevresinde etüdü yapılmamış onbeşin üzerinde mağara mevcuttur.

    7. Kadı Deliği Mağarası: Çandır Köyü'nün 8 km. uzaklıkta Kartalbaşı Tepesi'nin kuzeyindedir. Uzunluğu 81 m.dir. Dar bir ağızdan dik bir inişle girilebilir. Mağara içinde ısı 17 0C’dir ve nemi %75'tir. Ulaşım imkanları sağlandığı zaman turizme açılabilir.

    8. Karataş Mağarası: Yenişarbademli batısındaki Pınargözü Mağarası'nın yakınında Dedegöl Dağı'nda bulunan Karataş İn'i kireçtaşlarında, bir fay hattı üzerinde dikey olarak gelişmiştir. Düden konumunda olan ve bütünüyle fosilleşen mağaranın derinliği -112 m.dir. Daha aşağı seviyede ve doğrultuda bulunan Pınargözü Mağarası ile bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Oldukça fazla hava sirkülasyonu vardır.

    9. Ayı İni Mağarası: Sultan Dağları’nda, Yalvaç'tan kuş uçuşu 10 km kuzeydoğusunda Nazilli Dere'nin yukarı bölümünde yer alır. Toplam uzunluğu 407 m olup Karbonifer yaşlı kireçtaşlarında gelişmiştir. Yağışlı dönemlerde tavan ve yan kenarlardan önemli oranda su girişi vardır. Ayı İni Romalılar ve Bizanslılar tarafından sığınak olarak kullanılmıştır. İçerisinde yer yer 6 m.yi bulan 5-6 adet su depolamaya yarayan küçük bentler ve sarnıçlar vardır. Mağara kırık sistemleri boyunca bir kaç kolda, kısmen de üst üste kollar biçiminde gelişmiştir. Mağaranın sonuna doğru üst bölümü oluşturan galeri sarkıt ve dikit bakımından oldukça zengindir. Ayı İni Mağarası hem içinin doğal güzelliği hem de içindeki tarihi sarnıçlar, su bentleri nedeniyle turistik yönden ilginç bir mağaradır. MTA Genel Müdürlüğü tarafından mimari projesi 1996 yılı hazırlanmış bu yıl turizme açılması çalışmaları sürdürülmektedir.

    Ayrıca Yalvaç ilçesine bağlı Dedeçam Köyü yakınında Akar-Donar Mağara, Kozluçay Kasabası Sugeçidi Deresi'nde bulunan Değirmenönü Mağarası'nın etütleri yapılmıştır. Bu söz konusu mağaralarının turizm açısından önemi yoktur.

    10. İnönü Mağarası: Eğirdir ilçesi, Sarıidris kasabasının 15 km. güneyindeki İnönü Tepesi'nde bulunur. Girişe yakın kısımlarda toprağa gömülü olarak çok sayıda iskelet parçaları bulunur. Toplam uzunluğu 227 m.dir. Girişten itibaren dar kollar halinde ve yatay bir şekilde gelişmiştir. Sadece giriş bir kısmında dar bir salon şeklinde geniş bir boşluk vardır. Burada kalın bir toprak örtüsü ve içinde bol miktarda iskelet parçaları vardır. Bu mağaranın ne amaçla kullanıldığı henüz bilinmemektedir. İçinde çok miktarda sarkıt, dikit ve sütun gibi damlataş oluşumları vardır. Nem %82, ısı 16 0C’dir. Ayrıca küçük gölet oluşumları olup genellikle kuru bir mağaradır. İnönü Mağarası hem doğal güzelliği hem de tarihi geçmişi nedeni ile ayrı bir öneme sahiptir. MTA Genel Müdürlüğü tarafından 1996 yılında mimari projesi hazırlanmış olup turizme açılması çalışmaları sürdürülmektedir.

    11. Kapıkaya Mağarası: Merkez ilçeye bağlı Güneyce Köyü’nün 3 km. güneyinde Kapıkaya Tepesi’ndedir. Toplam uzunluğu 87 m.dir. Muhtemelen tarihi dönemlerde kullanılmıştır. Hacminin çok geniş olması nedeniyle sığınak olarak da kullanılmaya çok uygundur.

    12. Güvercinlik Mağarası: Keçiborlu ilçesi Aydoğmuş Köyü Akdağ civarındadır. Kireç taşları içinde gelişmiş bir fay üzerinde oluşmuştur. Sarkıt, dikit ve sütunlarla mağara bölümlere ayrılmıştır. Uzunluğu 65 m.dir. Mağara küçük olmasına karşın damla taş bakımından zengin ve güzeldir. Yol problemi halledilirse turizme açılması uygundur.

    13. Uluborlu Obruğu: Kapı Dağının doğusundaki yayladadır. Uzunluğu 42 m.dir. Beyaz renkli kireç taşları içerisindeki kırık boyunca gelişmiştir. Mağaranın girişi 5-6 m. çapında, 18 m. derinliğinde bir kuyudur. Bu kuyunun tabanı yaz aylarında dahi karlar ile kaplıdır. Mağara içindeki ısı 3 0C ve nem de % 78'dir. Soğuk hava deposu olarak kullanılmaya çok uygundur.

    14. Peynir İni: Senirkent ilçesine bağlı Garip Köyü’nün 4 km. güneydoğusundaki Obruk Taşı yamacındadır. Uzunluğu 6 m. olup, girişe göre en derin nokta -20 m.dir. Kuyu şeklinde bir girişten sonra mağara yatay olarak bir kırık boyunca devam etmektedir. Ulaşım yürüyerek sağlanır. Dışarıya göre mağara ısısı çok düşüktür. Yöre halkının peynir depolamasından dolayı bu ismi vermişlerdir.

    Diğer Mağaralar: İlde yukarıda belirtilen mağaraların dışında turizm açısından değerlendirme ve araştırmaya alınabilecek Sütçüler Taşkapı; Çandır Şahne; Ş.karaağaç Salur ve Öşekçi; Gökdere Damlataş ve Kocakır; Balkırı Kapızini; Tepeli Suini; Yuvalı Belbaşı; Akdoğan Culak; Atabey ile Gönen ilçesi arasında Delikönü; Gönen Yayla Obruğu ile Bozanönü İntepe mağaraları bulunmaktadır. Öte yandan; Dedegöl Dağı’nda 1996 yılında keşfedilen Kuyukuyu Mağarası 832 metrelik derinliği ve 1231 m. uzunluğu ile dünyada en derin mağaralar içinde 118., ülkemizde 2. sırada bulunmaktadır.

    e) Su Sporları Turizmi: Eğirdir Gölü su sporları yapmaya elverişlidir. Bunun ilk örneği 27-30 Haziran 1997 tarihlerinde Eğirdir Gölü’nde düzenlenmiş olan Akdeniz Kupası Yelken Yarışları’dır. Akdeniz Kupası Yelken Yarışları’na Akdeniz grubuna dahil, Mersin, İskenderun, Adana, Antalya, Burdur ve Eğirdir takımları katılmış olup, yarışmalar sonucunda ilk iki dereceye giren takımlar, Türkiye elemelerine girme hakkını kazanmışlardır. Bu tür organizasyonların devam ettirilmesi ile faaliyetlerin uluslararası düzeye taşınması mümkün olacaktır



    Su Sporları: Paraşüt, jettaki, su bisikleti, su kayağı, banana v.s. faaliyetler Eğirdir Kaleönü liman mevkii, Yeşilada çevresi, Can Ada önü, Kale arkası, Derya Restoran önü, Dolmabahçe park önü, Yazla Plaj mevkii, Altınkum Plaj-kamping mevkii ve Bedre Özel İdare Turistik Tesisleri plaj-kamping mevkii alanlarında plaj emniyet dubaları dışında yapılabilir.



    Rafting : Eğirdir ve Aksu çevresinde özellikle bahar aylarında rafting yapmaya uygun akarsular bulunmaktadır. Bu konuda tanıtım ve planlama çalışmaları sürdürülmektedir....
     

    ISPARTANIN DORUKLARINDA

     

    Adsız Fotoğraf

     

    DOĞA SPORLARI VE ISPARTA

    Araştırmanın amacı Isparta ve çevresinde dağcılık sporunun yapılmasını yaygınlaştırmaktır. Dağcılık yapan veya yapmak isteyen arkadaşlara yararlı olmak amacıyla yazıda; dağcılığın tanımı, türleri, dağcılık hakkında teknik bilgiler, dağlarda nelere dikkat edeceğimiz ve Isparta’daki dağlar hakkında genel bilgiler bulacaksınız. Yazı hazırlanırken Isparta’nın dağcılarından, deneyimlerimden, internetten, kitaplardan ve diğer kaynaklardan bilgiler aldım. Dağcılık hakkında pek çok kaynak bulabilirsiniz. Ancak dağcı olmak için mutlaka eğitim almalısınız. Bu nedenle bu yazıdaki bilgiler yaz aylarında yapılan ve teknik donanım gerektirmeyen etkinlikleri kapsamaktadır. Yazının, eğitimli ve bilinçli dağcılarımızın yetişmesine katkıda bulunması dileklerimle.

    Başlarken

    Isparta dağları ve gölleriyle tüm doğa severleri büyülemiştir. Bu büyünün etkileri özellikle doğa sporları ile uğraşanlarda belirgin olarak görülebilir. Örneğin; gelinliğini giydiğinde Davraz’a bakarken veya Temmuz ayında Dedegöl Dağından kestiğiniz karla pekmezi karıştırıp içtiğinizde bir ferahlık hissediyorsanız Isparta’nın dağlarına sevdalanmışsınız demektir.

    Dağcılık sporu ile uğraşanlar da kendilerini doğanın büyüsüne kaptırırlar. Kimi zaman rota üzerindeki bir çeşmeden kana kana içilen su, kimi zaman doruklardan sis altında kalmış Beyşehir, Burdur ve Eğirdir göllerinin görkemli görüntüleri dağcıların vazgeçemediği tutkulardır.

    DAĞCILIK VE DAĞCI

    Dağcılık:

    Belirli birtakım ilke ve kurallara dayalı olarak dağlarda yapılan yürüyüş , kampçılık ve tırmanış sporudur.
     

    Dağcı:

    Kayada, karda ve buzda, doğanın engellerini aşıp dağcılık tekniklerini, dağcılık araç ve gereçlerini kullanarak doruğa ulaşan veya ulaşmayı hedefleyen kişidir.

    DAĞCILIK TÜRLERİ

    1. Alpinizm:

    İçerisinde kaya, kar, buzul tırmanış özelliklerini bulunduran dağcılık teknik ve gereçlerini kullanarak doğrudan zirve yapmaktır . Kendi içinde 4 ana bölüme ayrılır
    A. Günlük yürüyüş (hiking) : Doğada; sabah başlayıp akşam biten günübirlik yürüyüştür.
    B. Kamplı etkinlik (trekking) : Doğada yatılı olarak (genellikle hafta sonu) yapılan iki günlük etkinliktir.
    C. Expedition : Doğada uzun süreli ( genellikle 1 haftalık )yatılı olarak yapılan etkinliktir. Expeditionların en belirgin yönlerinden biri de farklı bilim dallarından oluşan tırmanış ekibinin bilgilerini paylaşarak araştırma ve inceleme yapmalarıdır.
    D. Ferrata: Kayaya sabitlenmiş metal merdivenleri kullanarak tırmanmaktır.
    Not: Bu tür etkinlikler yaz ve kış olmak üzere iki bölüme ayrılmaktadır.

    2. Sportif Tırmanış ( Sport Climbing ):

    Genellikle kaya üzerinde veya yapay duvarlarda yapılan tırmanış şeklidir. Kendi içinde 4 ana bölüme ayrılır;
    1. Bouldering : Yerden fazla yükselmeden kaya tırmanma yöntemlerini kullanarak kaya üzerinde yapılan çalışmadır.
    2. Kaya tırmanışı : Kaya tırmanma tekniklerini ve güvenlik gereçlerini kullanarak kaya üzerinde bir ip boyuna ( 50 mt. ) kadar yapılan tırmanma şeklidir.
    3. Uzun duvar tırmanışı : Kaya tırmanma tekniklerini ve güvenlik gereçlerini kullanarak bir ip boyundan daha yüksek olan kaya üzerinde yapılan tırmanış şeklidir.
    4. Yapay duvar tırmanışı : Genellikle kapalı alanlarda (bazen açık havada) kimyasal gereçler kullanılarak yapılan sabit veya ayarlanabilen duvar düzeneklerini içerisinde bulunduran genellikle yarışmaya yönelik yapılmış değişik boyutlarda duvarlardır. Değişik biçimlerde ve değişik uzaklıklarda basamak ve tutamakları içermektedir. Top rope (üstten güvenli ip) yöntemiyle çalışma yapılmaktadır.

    RESİMLERLE DAĞCILIK TERMİNOLOJİSİ

    Adsız Fotoğraf

    DÜNYADAKİ YÜKSEK DAĞLAR

    Adsız Fotoğraf

    TÜRKİYE’DEKİ YÜKSEK DAĞLAR

    Adsız Fotoğraf

    Not: Anılan dağlar kendi sıra dağlarının içindeki en yüksek doruklardır. Aynı dağ topluluğunda olup listedeki dağlardan daha yüksek pek çok dağ vardır.

    Dağcılıkta Yürüyüş Bilgisi ve Yöntemi

    Dağlarda yapılan yürüyüş ve tırmanışlar; patikada, patikası olmayan arazide, kayalık arazide (çarşak–taşlık–kayalık) alpin çayırlarında yapılmaktadır. Her bölgenin kendine özgü koşulları ve bu koşullara bağlı olarak yürüyüş yöntemleri vardır. Yürüyüşler yalnız olabildiği gibi topluluk olarak da yapılmaktadır. İdeal bir tırmanış topluluğu 3 kişiden oluşmaktadır. Bu sayı rotanın durumuna bağlı olarak artabilir. Topluluklar seçilirken; topluluk üyelerinin birbirlerini tanımaları, kondisyon durumları, fiziksel özellikleri ve yaş durumları birbirlerine yakın olmalıdır. Her toplulukta; bir topluluk başı ( önder ) ve bir topluluk sonu ( artçı ) vardır.
    1. Topluluk Başı (önder) : Topluluğa önderlik eden kişidir. Tüm kararlar önder tarafından alınır.
    2. Topluluk sonu (artçı) : Topluluk başının yardımcısıdır. Topluluğun sonunda yer alır. Topluluktakileri izler, davranışlarını kontrol eder, gerekirse uyarır. Önder ile arasında devamlı uyumluluk vardır.
    Yürüyüş hızı: Sporcuların kondisyonuna göre hız ayarlanır. En yavaş yürüyen kişi önderin arkasında yer alır. Önder yürüyüş hızını bu sporcuya göre ayarlar. Yürüyüş / tırmanış süresince kazalar meydana gelebilmektedir. Anılan kazalar iki konu başlığı altında toplanmaktadır.
    Subjektif dağ kazaları ( İnsan etkenli )
    a. Yetersiz eğitim
    b. Yetersiz beslenme
    c. Yetersiz gereç
    d. Etkin ataklık
    e. Kurallara uymama
    f. Güdülenme eksikliği.
    g. Benlik tatmini,
    h. Topluluk uyumsuzluğu
    i. Fiziksel uygunsuzluk
    Objektif dağ kazaları ( Doğa etkenli)
    a.Uygun olmayan hava koşulları.
    1 . Fırtına
    2 . Tipi
    3 . Sağanak yağmur (sel)
    4 . Çığ
    5 . Taş düşmesi
    6 . Heyelan vs
    Dağda yürürken / tırmanırken:
    Etkinliğin özelliği ve arazinin yapısına bağlı olarak 4 türlü yürüyüş vardır.
    1 . Dik çıkış.
    a .Yoldan kazandırır.
    b . Tırmanıcıyı yorar.
    2 . İniş.
    3 . Yan geçiş.
    4 . Zikzak (travers).
    a . Yoldan kaybettirir.
    b . Tırmanıcıyı daha az yorar.
    Yürüyüş / tırmanış süresince taş düşmeleri meydana gelebilir taşı düşüren veya ilk gören “taş !“ diye bağırarak topluluğu uyarmalıdır. Taş düşerken yere çarpma sonucu yükselir ve çarptığı yerdeki taşları da sürükleyebilir. Taş düşerken; dağcı hemen kaçmamalıdır. Taşın hareketini takip etmeli ve son harekette sağa, sola veya uygun bir kaya kovuğu varsa içine girerek taşın çarpma etkisinden kurtulmalıdır.

    Adsız Fotoğraf

    Adsız Fotoğraf

    Çarşaklı Alanlarda Yürüyüş Yöntemi

    Döküntü kayaların ,taşların ve çakılların meydana getirdiği değişik boydaki taş yığınlarına çarşak denir.

    Adsız Fotoğraf

    KAMP YERİ SEÇİMİ VE ÖZELLİKLERİ,
    YAZ DAĞCILIĞI

    21 mart - 21 aralık tarihleri arasında yapılan etkinliklere yaz dağcılığı denir.

    Kamp yeri seçilirken ana amaç; etkinlik özelliğine göre yer seçimi yapılmasıdır.
    1. Ulaşım için: araç veya yaya yoluna yakın olmalıdır.
    2. Yaşam desteği için:
    a. Suya yakın olmalıdır.
    b. Bölgenin 3/2‘sine hakim olmalıdır.
    c. Hayvan geçiş noktalarında olmamalıdır.
    3. Güvenlik için :
    a. Sel tehlikesine karşı dere içlerine kurulmamalıdır.
    b. Kaya düşmelerine karşı kaya altında olmamalıdır.
    c. Yıldırım tehlikesine karşı tek ağaç altında ve mağara içinde (duvarla bitişik) olmamalıdır.

    ARAŞTIRMACI YAZAR:  
    OĞUZHAN ÖZALTIN 

    DOSTUMDAN

    Image Hosted by ImageShack.us

                                                                                                                alıntı

    ÖLÜM ÖTESİ DENEYİM

     
    Adsız Fotoğraf
    Bedensel islevleri bakimindan tibben ölü sayilmalarindan bir süre sonra, kendiliginden veya reanimasyon (yeniden canlandirma) yöntemleriyle yasama geri dönen kimselerin bu sirada geçirdikleri deneyimlere verilen ad. Terim, 1970’de ABD’li hekim ve arastirmaci Raymond Moody tarafindan ortaya atilmistir. Dr. Moody ve Dr. Elisabeth Kubler-Ross tarafindan hastane raporlarindan derlenen, ölüm-ötesi deneyimi geçiren hastalarin anlattiklarindan ve anlattiklarinin dogrulanmasindan olusan binlerce vakanin incelenme sonuçlarina göre, tibben ölü olarak ilan edilen bu kimseler, ölü sanildiklari bu süre sirasinda bilinçlerini yitirmemisler ve çevrelerinde olup bitenleri algilamislardir. Üstelik bu deneyim sirasindaki algilama, yalnizca çevrede olanlari degil, duvarlarin ötesinde olanlari veya baska bir kentteki tanidiklarini da görüp duyabilme tarzinda, bes duyunun sinirlarini asan, beden-disi bir algilama biçiminde gerçeklesmektedir.

    Ölüm-ötesi deneyimler sirasinda algilanan olaylarin gerçekligi ilgili kimselerce dogrulandigindan, (-örnegin, hasta, ölü
    sanildigi sirada hangi doktorun kendi bedenine hangi tibbi islemleri uyguladigini, hangi hemsirenin neyi almak üzere nereye, ne zaman gittigini vb.‘yi yasama geri döndügünde en ince ayrintisina dek anlatabilmektedir-) ölüm-ötesi deneyimler spiritüalistler ve kimi parapsikologlarca, ölümden sonra yasamin varligina iliskin kanitlardan biri sayilmaktadir.
    Ölüm-ötesi deneyimi sirasinda yasananlar, bu deneyimi yasayanlarin anlattiklarina bakilirsa, dünyasal olaylarla yani fiziksel alemle sinirli kalmamaktadir. Örnggin, hasta, daha önce ölmüs bulunan yakinlariyla iletisim kurabilmekte ve öte-alemle ilgili vizyonlar alabilmektedir, Dr. E. Kubler-Ross, Dr. R. Moody ve Dr. Karlis Osis’in ölüm-ötesi deneyimlerle ilgili arastirma, deneme ve siniflandirma çalismalarinin sonuçlarina göre, bu deneyimi geçirenlerin tümü ayni seyleri anlatmamakla birlikte, anlatilanlarda bazi benzerlikler ve kimi deneyimlerde ortak noktalar gözlemlenmektedir.

    Bu arastirmacilara göre, ölüm-ötesi deneyimi yasayanlarin (geçirenlerin) anlattildarinda, tümünde ortak olmasa da, azimsanmayacak ölçüde ortak veya benzer görülen noktalardan bazilari sunlardir:

    1) Bedenin terkedildigi birinci asama:

    - Huzur ve sükunet duygusu duyma;
    - Çekilme veya firlama tarzinda yükselme (yukariya dogru çikma) izlenimi;
    - ‘Ölüm dösegi vizyonlari’ denilen algilamalarda bulunma:

    a - Daha önceden hiç duyulmamis harikulade bir melodiyi algilama;
    b - Tertemiz, piril piril renkler algilama;
    c - Çevredeki bedenlilerin göremedigi bir isigi algilama;
    d - Önceden tanisilan, sevilen ölmüs bir veya birkaç yakini (anne, baba, es vb.) algilama veya onlarin karsilamak, öte-aleme geçisine yardim etmek üzere geldiklerini algilama.
    e - Dinsel veya mitolojik varliklara iliskin imajlar:
    - Karanhk bir tünele (koridora, dehlize, kanala) dogru çekildigi izlenimi.

    2) Bedenin terkedilmesinden sonraki ikinci asama:

    - Karanlik bir tünelden geçtikten sonra her seyin yeniden aydinlandigini fark etme;
    - Kendi bedenini (fiziksel bedenini) ve bedeninin çevresindeki bedenlileri görme;
    - Kendini bu bedenli insanlara duyuramama (sesini isitememeleri ve kendisini görememeleri. Bu fenomene kimi rüyalarda da rastlanir);
    - Kendini çok hafif ve mutlu hissetme;
    - Duvar gibi maddi nesnelerin içinden geçebilme;
    - Fiziksel bedene geri dönmeyi istememe;
    - Fiziksel aleme iliskin görüntülerin bir süre sonra gitgide siliklesip kaybolmasi;
    - Tüm yasaminin (yasamindaki, geçmisteki tüm olaylarin) bir film seridi gibi hizla gözünün önünden geçmesi.

    3) Bedene geri dönüldügü üçüncü asama:

    - Isik tarzinda algilanan bir varligin, tekrar dünyaya dönmesi konusunda kendisini ikna etmeye çalismasi;
    - isteyerek veya irade-disi olarak, fiziksel bedene dönülme izlenimi;
    - Fiziksel bedene dönülürken sogukluk duygusu duyma.

    Ölüm-ötesi deneyimi geçiren kimselerin bu deneyimden sonra, artik ölümden korkmadiklari ve içlerinden ölüm-ötesi yasama önceden inanmamakta olanlarinin da artik ölüm-ötesi yasama inanmaya basladiklari gözlemlenmistir.

    BURS VE KREDİ BAŞVURULARI BAŞLADI

    Adsız Fotoğraf

    Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda barınmak, burs, öğrenim ve katkı kredisi almak isteyen öğrenciler için başvurular bugün başlıyor.

    Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumundan yapılan yazılı açıklamada, 2008-2009 öğrenim döneminde Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavına girerek, bir yükseköğretim programına girmeye hak kazanan hazırlık ve 1. sınıf öğrencilerinden Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtlarda barınmak, burs, öğrenim ve katkı kredisi almak isteyen öğrencilerin, 15-24 Ağustos 2008 tarihleri arasında ”www.osym.gov.tr” internet adresinden müracaat etmeleri gerektiği bildirildi.

    Açıklamaya göre, yurt başvuru sonuçları YURTKUR’un ”www.kyk.gov.tr” adresinden duyurulacak. Yurtlara asıl listeden girmeye hak kazanan öğrencilerin kayıtları 1-12 Eylül 2008 tarihleri arasında yapılacak.
    Asıl listeden kayıt yaptıramayan öğrencilerin yerine yedek listeden öğrenci alımına 15 Eylül 2008′den itibaren başlanacak.
    Yurtlar 8 Eylül 2008′de hizmete açılacak.

    Semahındayım Yalnızlığın

     

     

     Adsız Fotoğraf

     

    Bu sabah baslamaliyim seni unutmaya

    Önce

    gözlerinin yesillerinde saklanan

    ve beni her baktigimda

    ayri diyarlarda dolastiran

    uçurum ürpertisi

    cennet sohbeti

    su yesili

    ömrümün gördügü en güzel gözleri

    unutabilmeliyim.

    Sonra

    en dogru firari gönlümün

    gönlünle; gönüllü yolculugu

    uyanamamis sabahlarimiz

    uyunamamis gecelerimiz

    biz seninle kaç kisiydik

    daha kaç kisi olurduk gitmeseydin

    bu kalabalik korkuyu

    kalbimin sokaklarina sokmasaydin

     

    kendi küllerimi savurur gibiyim hayata

    yoklugunu suluyor gözyasim

    nicedir görünmez oldu yanagimdaki tek gamze

    mavi yalnizligim benim

    kurtarilamayan çigligim

    anilarim acilarim benim

    Tesellisiz bir günce tutuyor ruhum sanki

    sanki kelebekler kaçiyor açtikça sayfalari

    gitgide tenhalasiyor içimdeki umut

    kendi sularimda boguluyorum

    kendi yarattigim derinlikler sebebim oluyor

    bu aci ne senden,ne askimdan

    düpedüz benden

    ipek bir kefen giyinmis geçmisin takvimi yapraklarinda sonbahar var

    tek el ates etmeye hazir hasretim

     

    mavi yalnizligim benim

    kurtarilamayan çigligim

    anilarim acilarim benim

     

    canim çay istemiyor

    sahdamari kaniyor siirlerin

    çarpraz ateslerde vuruyor sarkilar beni

    mahçup oluyorum duygularima

    karanliga isigi degil

    isiga karanligi tanistirdim ben

    dargin bir melegin,masal rengi bulutunu aldim elinden

    gittigini söylemesen olmazmiydi

     

    aglarimi daglara attim

    baliklar okyanusa varsin diye

    balikçinin zipkinina gül taktim

    martilara atsin diye

    fularimi uçurdum

    kederli kirmizi bir rüzgarin pesinde simdi

    giderken öpmesen olmazmiydi

    mavi yalnizligim benim

    kurtarilamayan çigligim

    anilarim,acilarim benim

     

    semahindayim seni unutmanin

    dönüyorum,

    göçmeniyim adresinin

    dönüyorum kaçinci ölümü bu ömrümün

    dönüyorum

    rehinim

    dönüyorum

    seninim

    dönüyorum

    Bu sabah baslamak için seni unutmaya

    yeniden ölüyorum...

    Geleceğin Meslekleri

     
     
        Geleceğin meslekleri 
                  Adsız Fotoğraf                Adsız Fotoğraf

    Yapılan yatırımlar doğrultusunda yeni olduğu kadar uzlaşmayı gerektiren pek çok meslek gençleri bekliyor. Bir zamanlar doktorluk, öğretmenlik ve mühendislik el üstünde tutulurdu. Son yıllarda her alanda meydana gelen değişiklik meslekleri de değiştirmiş durumda. Elbette değişim fırtınası geçmişe dair her türlü mesleğe olan ilgiyi değiştiremedi.
    Bir zamanlar itibarlı olan meslekler günümüzde de önemini korumakta. Bununla birlikte geçmişin gözde meslekleri ile geleceğin gözbebeği olan meslekler bir arada yaşayacak ve onların da ortak paydası uzlaşma olacak. Yeni mesleklerin ortaya çıkmasında gelişmiş olan ülkeler önemli rol oynamaktadır. Elbette ABD bu konuda başı çekiyor ABD'nin 2000'li yılında yapacağı yatırımlar, mühendisliğin bir çok farklı alanda ortaya çıkacağının sinyalini veriyor.
    Yapılacak yatırımları altı alanda toplamak mümkün. Bunlar;
    malzeme sentezi ve  üretimi, taşımacılık, bilişim ve iletişim, bioteknolojik gibi alanlar dikkati çekiyor.
    Önümüzdeki yıllarda makine, bilgisayar, malzeme, endüstri, çevre ve kimya gibi mühendislik alanların ön plana çıkması bekleniyor. Ayrıca işletme, fiyatlandırma uzmanlığı, promosyon analistleri, kalite mühendisleri, kalite mühendisleri, marka araştırmacıları aranan mesleklerden olacak.
    Teknolojik değişimin meslekler üzerinde belirgin etkisini yapılan araştırmalar gösteriyor.
    Örneğin İngiltere'de yeni açılan iş yerlerinin %73'ü teknoloji tabanlı.
     Eleman arayan şirketlerin %58'i teknoloji eğitimi almış elemanlar tercih ediyor.
    Türkiye'de ise yapılan planlamada öncelikle AR-GE (Araştırma geliştirme), teknolojik gelişme, çevre koruma vb yeni çalışma alanlarına ayrılacağı belirtiliyor. AR-GE' ye ABD'de gayri safi milli hasıladan ayrılan pay %2,8,
    Japonya'da %3 oranında iken; bu Türkiye'de %0,5 dolaylarında.
     Planlamada öngörülen hedeflere ulaşıldığı taktirde mühendislerin önü açık görülmekte. Gelecek dönemde telekomünikasyon yazılımcıları, elektronik, bilgisayar ve iletişim teknikerlerinin önünün parlayacağı yönünde.
     
    Adsız Fotoğraf     TIBBIN YILDIZI SÖNMEDİ  Adsız Fotoğraf

    Gelecekte tıp ve tıbbi bilimlerin yıldızı parlamaya devam edecek. Nöroşirurji (beyin cerrahisi) geleceğin ilgi gören mesleklerinden olacak.
     Bunun gerekçesi ise stres, depresyon, melankoli gibi rahatsızların
     kaynağının beyinden kaynaklı olmasıdır.
    Aynı zamanda kanserin nedenini araştıracak olan onkologlar, hastalıkların kaynağını araştıracak olan genetikçiler gelecekte aranan mesleklerden olacak. Zorlaşan hayat şartları altında ezilen insanlar için psikiyatristler aranan insanlar olacak.
     
     
     
           FİYATLANDIRMA UZMANLARI GÜNÜMÜZ ŞİRKETLERİN GÖZDELERİ    Adsız Fotoğraf

    Fiyatlandırma uzmanları yeni ürünlerin piyasaya çıkmadan önce gerçek fiyatlarını belirlemek için ön çalışmalar yapıyorlar. Ticaretin her zaman revaçta olduğu günümüzde onlara her zaman ihtiyaç vardır.
      Adsız FotoğrafTASARIM VE ÜRETİM UZMANLIĞI Adsız Fotoğraf

    Üniversitelerin elektronik mühendisliği bölümlerindeki lisans eğitiminin üçüncü yılından sonra mikro elektronik bölümü seçiliyor.. Tüm devre tasarımı, iyon ekme tekniği konularında lisansüstü eğitimi yapılıyor.
    TÜBİTAK ve üniversitelerin dışında Türkiye'deki çalışma alanları kısıtlı. Ancak, dünyada önü oldukça açık bir işkolu Bu alanda eğitim alan Türk mühendisleri yurt dışında cazip koşullarda çalışıyorlar.

    Adsız FotoğrafSAGLIK, EMNİYET, ÇEVRE KORUMA UZMANLIĞI Adsız Fotoğraf

    Çevre mühendisliği konusunda lisans eğitiminin ardından işletme alanında yüksek lisans yapılması gerekiyor. Ancak çevre mühendisliği eğitiminde emniyetle ilgili yeterli bilgi verilmediği için, bu konudaki deneyim sanayiden ediniliyor. Diğer mühendislik kollarından da bu mesleğe geçiş yapılabiliyor.

    Adsız Fotoğraf  MOLEKÜLER BİYOLOJİ     Adsız Fotoğraf

    Bilkent, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi'nde moleküler biyoloji ve genetik dallarında lisans eğitimi yapılıyor. Üniversite ve TÜBİTAK gibi eğitim kurumlarının yanı sıra yurtdışında iş alanları var.

    BİYOTEKNOLOJİ

    Biyoloji eğitiminden sonra moleküler biyoloji ve genetik dallarında yüksek lisans yapmak gerekiyor.
    Enerji sektörü, üniversite ve TÜBİTAK başlıca çalışma alanları.

    ÇEVRE BİYOTEKNOLOJİSİ

    Çevre konusundaki lisans eğitiminin yanı sıra tarım ve ziraat mühendisleri de bu alana geçiş yapabiliyorlar. Ancak, meslek içi eğitimler ve konuyla ilgili lisans eğitimi almaları gerekiyor. Türkiye'de Biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren şirket sayısı fazla değil. Dünyada bu mesleğe ilgi giderek artıyor. Geliştirilen ürünler için alınan patentler,
     bu işi yapanlara yüksek kazanç sağlıyor.

    GAYRIMENKUL DANIŞMANLIĞI     Adsız Fotoğraf

    Gayrimenkul geliştirme danışmanlığı, dünyada yaygın bir iş kolu olmasına karşı Türkiye'de pek bilinmiyor. Gelecekte bu mesleği seçenler kazanacak. Yatırım yapılması halinde arsa gibi taşınmazların ekonomik değerini belirleyen bu iş kolu, fabrika ve şirketlerin de belirli zamanlarda ekonomik değerlendirmesini yapıyor.
    Batı'da ipotek bankacılığının gelişmesiyle yaygınlaşan gayrimenkul geliştirme danışmanlığının, Türkiye'de de aynı süreci izleyeceği yorumları yapılıyor. Teminat amaçlı gayrimenkul değerlemesinin, gerçek ve bilimsel değerler kullanılarak yapılması, birçok yatırımcıya kaynak sağlaması açısından da önem taşıyor.
     
     Adsız Fotoğraf  SERMA VE PİYASASI UZMANI

    Bir ülkedeki menkul kıymetleri, yabancı yatırımcılara pazarlayan uluslararası sermaye piyasası uzmanları,
    ülkeye finansman sağlıyor.
    Mesleğini hem keyifli hem de milli yanı ağır basan bir meslek olarak tanımlanıyor.
    Dikkatli bir çatışma süreci gerektiriyor. iktisat ve işletmeyle birlikte, muhasebe, finans, pazarlama ve diğer sosyal bilgiler dallarında alınacak eğitimler çok önemli olmaktadır.Tombul'a göre, Türkiye'de sermaye piyasalarının yeni gelişmesi, bu mesleği gelecekte öne çıkaracak nedenlerden biri olarak kabul ediliyor.
    Tombul, sermaye piyasalarının gelişmeden hiçbir ülkenin gelişmeyeceğini vurguluyor.
    'Türkiye'de borsa yolun çok başında ve spekülatif ağırlıklı olarak ilerliyor. Ama bu böyle olmayacak. Her ülke bu aşamadan geçiyor. bir ülkenin gelişmesi, sermaye piyasalarının gelişmesine bağlı. Bu durum Türkiye için de geçerli.

    SAĞLIK, EMNİYET, ÇEVRE UZMANI

    Bu meslek, işyerinde çalışanların kendi sağlıklarını koruyarak çalışmalarını sağladığı gibi, şirketin çevreye zarar verip vermediğini de kontrol ediyor. Üretim faaliyetleri çoğalıp, yeni tesisler açıldıkça, gelecekte bu konunun uzmanlarına büyük ihtiyaç duyulacak Ölçek farkı gözetilmeden tüm şirketler, bu konuyla ilgili danışmanlık hizmeti alarak, eleman çalıştıracaklar.
    Mesleği ön plana itecek gelişmelerden biri de şirketlerin ISO 14000 belgesi alma zorunlulukları. Çevreyle ilgili bir sertifika olan ISO 14000'i alabilmeleri için Sağlık, Emniyet ve Çevre (SEÇ) sistemlerine sahip olmaları gerekiyor.
    Gelecekte, gerek Türk, gerekse yabancı şirketlerin mal satabilmek için gerekli olan ISO 14000'e
    yönelmeleriyle bu alanda hizmet verecek onlara büyük ihtiyaç duyulacak.

    GAZETECILIK    Adsız Fotoğraf

    İnsanların haber alma ihtiyaçları gelecekte de artarak devam edecek. Bu nedenle gerek yazılı, gerek görsel asın önem kazanacak. Bugününün gazetecileri, özellikle savunma, ekonomik, magazin gibi alanlarda uzmanlaşmayı tercih ediyorlar. Böylece , geçmişteki her şeyi bilen gazeteciler dönemi tarihe karışıyor.

     Adsız Fotoğraf    SPİKERLİK

    Özel televizyon kanallarının çoğalmasıyla birlikte önem kazanan haber spikerliği, bugün gençler arasında
    en çok tercih edilen mesleklerden biri. Gelecekte de yenileri açılacak olan televizyon kanallarıyla
    haber spikerliği giderek popülaritesini artıracak.


    YÖNETİCİLER    Adsız Fotoğraf
    Endüstri çağında, yöneticilerle işçiler arasında 'sosyal kontrat'lar gündeme gelebilecek. 'Ömür boyu iş garantisi' kavramı ağırlık kazanarak işgücünün eğitimine önem verilecek. Gerçek değişim ise yönetim biçimlerinde yaşanacak. Sistem, vardiyasız çalışma, iş paylaşımı, geçici profesyoneller ve yöneticiler üzerine kurulacak.
    Yöneticiler, yeterli iş bilgisi olmayan işçiler izin özel yönetim planlarını devreye sokacaklar. iyi eğitim görmüş ve iş bilgisi tam olan uzmanlara ise özel motivasyon programları uygulanacak. Böylece, her iki gruba da önce kendini, sonra işini geliştirme fırsatları sunulacak.
    Meslek içi eğitimler artacak, danışmanlık hizmeti veren şirketler önem kazanacak. Eğitilen ve iş .deneyimi kazanan çalışanlar, kendi mesleklerini şirketin ihtiyaçları konusunda kullanabilmeyi amaçlayan ileriye dönük planlar yapabilecekler. Yönetim, her düzeydeki çalışanın ihtiyaç duyduğu rahat ortamı sağlayac8.k, bunun karşılığında ise onlardan şirkete yeni fikir kazandırmasını ve ürünler katmasını isteyebilecek. Organizasyonun başarılı olması ise ana hedef olacak.Teknolojinin etkileri, eğitim, sosyo-ekonomik sistem, organizasyonel eğilim, pazarda globalizasyon, işgücü gibi unsurlar, 2005 yılı yönetim ve yöneticilerin ana konularını oluşturuyor.
    Orta kademe yöneticiler gerekli teknolojileri kullanarak, kurum içinde toparlayıcı, organize edici, süzgeçten geçirici bir rol oynayacaklar. Sınırların kalkmasıyla birlikte çok yönlü işgücü potansiyelini yönetecek olan yöneticilerin başarıları, bu grupları birleştirerek,. verim alabilmesiyle ölçülecek. Tüm çalışmalar iş gruplarının oluşmasıyla yürütülecek. Bu gruplar, yeni kararları verirken müşteriden, varolan iş gücü potansiyeline ve kurumun dış dünyadaki yapısına kadar birçok bulguyu inceleyecek. Onların inisiyatif kullanmaları sağlanacak. Kısacası, 2005 yılı yöneticileri; izleyici, atak, insana odaklı, esnek, risklere açık, lider, vizyon sahibi olan ve insanların performansını ölçebilen bir yapıda olanlar arasından seçilecek. Bilgiyi, teknolojiyi, rekabet ortamında bir avantaj haline getirebilen yöneticiler,
    kendi güçleri yerine verimliliği en önemli güç olarak görebilecekler.

    türkiyede üniversiteli olmak

          TÜRKİYEDE ÜNİVERSİTELİ OLMAK

     

    Ağustos ayı...     Sınav sonuç kağıdı elinizde.

        VEEEEEE KAZANDINIZ!!!!!!!

     

    Yıllardır hazırlandığınız,son 8 ayında maksimum performans gösterdiğiniz,çok çalıştığınız,uğruna fedakarlıklar yaptığınız sınavı kazandınız.Herkes sizi tebrik ediyor,özgüveniniz artıyor ve daha da önemlisi yeni bir hayat başlıyor artık sizin için.

     

    Sınavı kazandınız . Peki şimdi ne olacak?Büyük çoğunlukla farklı şehirlerdeki üniversiteleri tercih edeceksiniz.

    Peki diğer şehirlerde sizi neler bekliyor? Türkiyede üniversiteli olmak nasıl bir duygu?

    Zorlukları,avantajları, dezavantajları,güzel yanları neler?

     

     

    Üniversite sınavında başarılı oldunuz ve artık üniversitenizin olduğu şehre gidiyorsunuz.Yeni bir hayat bekliyor sizi.Ne istediğiniz zaman yemeğinizi önünüze getirecek anneniz,ne ders çalışmadığınız için size kızan babanız,ne size emek veren öğretmenleriniz ne de arkadaşlarınız yanınızda olmayacak.Gurbette olacaksınız yani.

    Gittiğiniz şehirde sizi bekleyen problemler olacak.

     

    Bunların başında barınma problemi var.Bu konuda birkaç seçenek var önünüzde.Ya yurtta kalacaksınız,ya akraba yanında yada birkaç arkadaş eve çıkacaksınız.Bence bunlar arasında en yararlısı ilk sene yurtta kalmak.

    81 ilden hatta değişik ülkelerden öğrencilerle berabersiniz.

     

     

    Herkesin kendine has kültürü,özellikleri var.Böyle bir ortamda farklı kişilerle aynı ortamı paylaşıyorsunuz.

     

    Yurtta kalmak insanları tanıma,Türkiye şartlarını öğrenme ,bir şeyler paylaşma ve çevre edinme bakımından öğrencilere büyük yararlar sağlıyor. Yurtların imkanlarını hepimiz biliyoruz ama gülü seven dikenine katlanır.

    Hem kötüyü görmeden iyinin kıymeti de bilinmez değil mi?

     

     

    Barınmanın yanı sıra yol masrafları,yemek ve ders kitapları sıkça öğrencilerin şikayet ettikleri konular arasındadır.Bütün şehirlerde belediyeler öğrenciler için yolculuklarda indirimli tarife uygulamaktadır.Okullar öğrenciler için uygun fiyatla öğlen yemeği çıkarıyor hatta bazı okullarda akşam yemeği de çıkıyor.Diğer öğünler de sizin iştah ve maddi durumunuza bağlı olarak çeşitlilik gösterir. Ama ev yemeklerini özleyeceğinizden hiç şüphem yok.

    Bir süre sonra aile ve memleket özlemi kendini iyice hissettirecek .

     

    Ama bu duruma alışmamız lazım arkadaşlar.Artık kendi hayatımızın temellerini atıyoruz.Bundan sonra ailemiz bizimle beraber yaşamayacak.Bu özlemi gidermenin en pratik yolu ise yörenize ait yemekler yapan bir lokantada yemek yemek.

    Hem karnınız doyuyor hem de özlem gideriyorsunuz.İkisi bir arada.şampuan artı saç kremi yani

    Özellikle yabancı dille eğitim veren bölümlerde kitaplar el yakmaktadır.Kitapları üst dönemlerden almak,fotokopi çektirmek yada birkaç arkadaş birleşip bir kitap almak sıkça başvurulan yöntemler arasında.

     

     

    Gelelim burs konusuna.Büyük şehirlerde daha fazla olmakla beraber tüm şehirlerde üniversite öğrencilerine burs veren vakıf,dernek,kurum veya kişiler vardır.Bu konuda internet ve üniversitede okuyan tanıdıklarınızın görüşleri sizin için iyi bir kaynak olacaktır.Araştırmalarınızı iyi yapın ve memleketten gelirken burs için gereken belgelerden

    yeteri kadarını hatta fazlasını yanınızda getirin.

     

     

    Yoğun bir maratondan çıkan sizlerin en büyük isteği dinlenmek olacak.Bu durum sizi ilk senenizde rehavete ve hatta atalete sürükleyebilir.Bunu önlemek için hazırlık okumak en yararlı yoldur diye düşünüyorum.Hem yabancı dil öğreniyorsunuz,hem şehri ve kendinizi daha iyi tanıyorsunuz hem de dinlenmiş oluyorsunuz.Hazırlığı olmayan bölümlerde okuyacak öğrenciler ise yazın çok iyi dinlenmeli ki bu durum üniversitedeki ilk yıllarını mahvetmesin.

     

     

    Okulun size sunduğu imkanları iyi öğrenin arkadaşlar.Üniversiteler genelde öğrencilere kayıt sırasında okulla ilgili bilgi ve yönetmelikleri anlatan bir kitapçık verirler.Bu kitapçığı iyi okuyun ve haklarınızı iyi öğrenin.Sosyal olmayı okulun size sunacağı bir hizmet gibi düşünmeyin arkadaşlar.Aradığınız imkanlar eğer okulda yoksa bulunduğunuz şehirde mutlaka vardır.

     

    Sosyallik gerçekten çok önemli ama sosyal olacağım diye dersleri aksatmak sıkça yapılan bir yanlış.Sosyalliğe verdiğiniz önemi derslerinize de aynı ölçüde yada daha fazla veriyorsanız şimdiden gelecek vaat ettiğinizi söyleyebilirim.

    Önemli olan dengeyi sağlamak.

     

     

    Hayatınızda bir kere yaşayacağınız bir süreç var önünüzde.Kişiliğinizin karakterinizin,dünya görüşünüzün oluşacağı bu dönemi çok iyi değerlendirmek gerekir.Kendinizi geliştirin ve üniversite hayatının tadını çıkarın.

    Eğer puanınız yetiyorsa büyük şehirde okuyun üniversiteyi.

     

    Atalar boş yere dememiş Öl büyük yerde kal büyük yerde diye.Büyük şehirlerin avantajları diğerlerine göre daha fazla.Sonuç olarak anınızı yaşayın ama geleceği göz ardı etmeden.Umut ve sevgiyle kalın

     

    ÖNAL ÖREN

    MARMARA ÜNİV.

    BİLGİSAYAR MÜH.

    1. SINIF ÖĞRENCİSİ

    SENİ ÖZLEMEYE GİDİYORUM!

     
    Adsız Fotoğraf
     Bir Güneş Yanaşıyor Ufuklarıma
    Açıyor Kapılarını
    İniyor Yolcuları Tek Tek
    Işıl Işıl
    Bir Tek Sen Olmuyorsun İçlerinde
    Benim Beklediğim Sen..
    İşte O An Ben
    Henüz Hareket Etmiş Olan
    Gecenin Arkasına Asılıp
    Seni Özlemeye Gidiyorum....

    Bir Bulut Yanaşıyor Gözlerime
    Açıyor Kapılarını
    İniyor Yolcuları Tek Tek
    Damla Damla
    Bir Tek Sen Olmuyorsun İçlerinde
    Benim Beklediğim Sen..
    İşte O An Ben
    Hüzün Gemilerine Binip
    Senı Özlemeye Gidiyorum....

    Bir Rüzgar Yanaşıyor Yüreğime
    Açıyor Kapılarını
    İniyor Yolcuları Tek Tek
    Efil Efil
    Bir Tek Sen Olmuyorsun İçlerinde
    Benim Beklediğim Sen..
    İşte O An Ben
    İçimdeki Fırtınaya Tutunup
    Seni Özlemeye Gidiyorum....

    Bir Gece Yanaşıyor Düşlerime
    Açıyor Kapılarını
    İniyor Yolcuları Tek Tek
    Renk Renk
    Bir Tek Sen Olmuyorsun İçlerinde
    Benim Beklediğim Sen..
    İşte O An Ben
    Kabusların İçine Karışıp
    Seni Özlemeye Gidiyorum....

    Geldiğinde Yoksam Eğer
    İnmiyorsam Ellerine Yanaşan Dokunuşlardan
    Bil Ki
    Seni Özlemeye Gitmişim....

    Ne Zaman Dönerim Bilmem...

    KALBİNİN GÖTÜRDÜĞÜ YERE GİTT!

     

     

    sakın hayallerinden vazgeçme

     

    Dünyaya yön verenler yola çıktıklarında "hayalci olmakla" suçlanmıştır ama hayatları pahasına vazgeçmemiştir.

    İşte 'öleceğini bilsen de hayalinden vazgeçme diyen güzel bir hikaye:

     

    İnsan idealleri ile yaşar. Kimimiz bu dünyada fedakarlık yaparak inançlarımız doğrultusunda hedeflerimize ulaşmaya çalışır, kimimiz de iyi bir ev, araba ya da kariyeri kendimize amaç ediniriz... Ulvi idealleri olanlar da vardır... İnsanlığa büyük hizmetleri dokunan bilim adamları, liderler ve sanatçıların gerçekleştirdikleri idealleri dünyayı daha güzel hale getirir... Kısacası hemen hemen herkesin bir ideali vardır ama idealden önce hayaller gelir... Bir düşünür "İnsan, hayallerinin peşinde koşan hayvan" derken ne kadar da haklı...

     

    Hayal kurmak bu kadar önemliyken, 'hayalcilik' hemen her toplumda adeta suç olmuştur. Dünyaya damgasını vuran bilim adamları, lider ya da sanatçılar yola çıkarken hep "hayal kurmak"la suçlanmıştır. Hayalleri için mücadele ederken, hayatlarından vazgeçenler, ideallerini gerçekleştiremezse bile ortaya koydukları eylemleriyle 'hayalci' diyenlere anlamlı bir cevap vermiştir aslında. Bu yüzdendir ki köleyken, bir kişiyle dünya devleti kurmak için yola çıkan Cengiz Han bugün kurduğu devletin büyüklüğü ile değil, hayalinin eyleme geçirme çabasıyla anılıyor. Roma'yı fethetmek için harekete geçtiğinde herkesin güldüğü Kartaca komutanı Hanibal de amacına ulaşamadı ama yüzlerce yıl sonra hala bir kahraman...

     

    Konuyla ilgili söylenecek çok şey var ama sözden daha güçlü olanına 'sözü' bırakmak yerinde olacaktır.

    İşte 'hayalin ne kadar küçük olursa olsun ondan hayatın pahasına sakın vazgeçme' diyen güzel bir hikaye:


    KİWİ: Yeni Zelanda'nın ulusal kuşu olarak bilinen Kiwi uçamaz. Yerde bulunan bir delikte yaşar, hemen hemen tamamen kördür ve her sene sadece tek bir yumurta bırakır. Buna rağmen, bilim adamlarının araştırmalarına göre

    yaklaşık 70 milyon yıldan beri hayatta kalmayı başarmıştır....
      
     

    SÜPER TEKLİF


    Adsız Fotoğraf   Adsız Fotoğraf
     

    Türkiye'nin ilk izinli pazarlama platformu SüperTeklif'e ücretsiz üye olun,
     size gönderilen reklam, tanıtım mesajlarından, anketlerden Puan kazanın.
    Kazandığınız Puanları biriktirin ve nakit paraya dönüştürün.
    ..
     

    SEVMEK BAZEN VAZGEÇMEYİ BİLMEKTİR

    İyi kalpli yalnız bir adam bir gün bir koza bulur.
    Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır.
    Adam çok sever bu tırtılı.
    Onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır.
    Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur.
    Adam kelebeğine hayran, bırakamaz onu bir türlü.
    Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da
    kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu.
    Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır.
    Ama adam bilir ki
    "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir."
    Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru…
    Kelebek mutlu olmasına mutludur ama hiçbir meltem,
    hiçbir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz.
    Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce…
    Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğa.
    Kelebekse hâlâ konacak sıcak bir avuç aramakta!
    Böylece kelebek şunu anlar;
    "Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur biliriz.
    Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir."
    Böylece adam şunu anlar:
    "Hiçbir sevdayı yalnızca sevgiyle yaşatamazsınız."
    O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar.
    Ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki
    "Hiçbir dağ bir özlemi gömebileceğimiz kadar büyük değildir."
    Adamsa artık sevdasını koyar avuçlarına kelebeğinin yerine…

    SÖYLEYEMEDİKLERİMİ SEN ANLA

     

     

    Adsız Fotoğraf

    söyleyemediklerimi sen anla,
    bir kaç kelam söylediklerime bakarak…
    attığım adımları bir bir sayarak ,
    varacağım yeri sen anla….
    anladınsa maksattaki yeri,
    beni orda bir çiçekle karşıla olur mu ey sevgili?
    anlatamamışsak derdimizi,sorun bizim sen üzülme
    buluruz elbet bir gün bizde hal ile çareyi…
    salarız acılarımızın üstüne umut dolu günleri
    merak etme ey sevgili
    buluruz elbet bir gün bizde hal ile çareyi…

     

    m.altan